Bir psikolojik danışman olarak vurgulamalıyım ki; okullara sızan bu öfke dalgası yalnızca münferit bir asayiş olayı değil, toplumsal ruh sağlığımızın verdiği ciddi bir alarmdır.
Alfred Adler der ki: "Sevilmeyen çocuklar, sevilmemenin ne olduğunu bilmezler; sadece eksikliğini hissederler ve bu eksiklik genellikle öfke olarak dışarı vurur."
Bugün olaylarla ilgili dinlediğim bir ses kaydında; çocukların toplu olarak bu olaylara karıştığı, tehlikenin "oyun odalarından" gelen bir dalga olduğu söyleniyor ve ebeveynlere çocuklarını evde tutmaları tembihleniyordu. Ancak burada asıl sormamız gereken soru şudur: Şiddet tam olarak nerede başlıyor?
Eğitimciler olarak sürekli vurguladığımız aile bağlarının kıymeti ve iletişimin önemi bir yana; bilimsel araştırmalar bize açıkça gösteriyor ki, ihmal edilen çocuklar bu tür yıkıcı davranışlara çok daha yatkındır.
Biz toplum olarak ne yazık ki olaylar yaşanmadan önce değil, ancak bir kayıp verdikten sonra harekete geçiyoruz. Bu noktada kendimizi ciddi bir öz eleştiriye tabi tutmalıyız.
Çocuklarımızın hayatında şiddet; sosyal medyanın denetimsiz köşelerinde, dijital oyunların karanlık odalarında ve aile içi iletişimin koptuğu boşluklarda yeşeriyor. İletişimin koptuğu çocuklar, kendi güvenli odalarında değil, sinsi planların kurulduğu sanal ağların pençesinde kayboluyorlar.
Yaşanan bu üzücü olayların ardından sadece "ceza" odaklı düşünmek, bataklığı kurutmak yerine sinekleri kovalamaya benzeyecektir.
Bizim asıl görevimiz, o yumruğu sıkan elin arkasındaki öfkeyi, çaresizliği ve sevgisizliği iyileştirmektir. Okullardaki rehberlik servislerinin "evrak dairesi" olmaktan çıkarılıp; öğrenci, veli ve öğretmen üçgeninde psikososyal desteğin merkezi haline getirilmesi artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Sevgili anne ve babalar; Sorumluluğun büyüğü sizin ellerinizde. Çocuklarınızı evlere kapatmak köklü bir çözüm olmayacaktır. Duygusal okuryazarlık kazanmalı, okul-aile iş birliğini güçlendirmeli ve şiddetin her türlüsüne tavizsiz bir set çekmelisiniz.
Herkes kendi ebeveynliğini bir kez daha sorgulamalı; çocuğunun hayatına ne kadar dahil olduğunu, onun ruh dünyasını ne kadar tahlil edebildiğini dürüstçe değerlendirmelidir.




