Manisa

Sustukça Derinleşen Yara: Şiddet ve Toplumsal Çaresizlik

Psikolojik Danışman Hilal Feyza KARTAL yazdı...

Bir düşünün; En son ne zaman bir şiddet anına tanık oldunuz ve içinizden 'Bir şey yapmalıyım' diye geçirdiniz?

Peki ya sonra?

25 Kasım 1999 tarihinde birileri, kadına yönelik şiddetle mücadele gününe ihtiyaç duyulduğunu söyledi.

Her geçen yıl, bu güne duyulan ihtiyacın utancını yaşamak zorunda kalırken, hâlâ şiddetten kurtulmaya, ses çıkarmaya ve "dur" demeye çalışıyoruz.

26 yıl geçti...

Sokaktan gelen bir bağırış, komşudan yükselen kavga sesleri, alışveriş merkezlerinde eşlerini saygısızca azarlayan erkekler...

Bunca yıl sonra değişmeyen tek şey, bizim hâlâ sessiz ve tepkisiz oluşumuz.

Biz buna psikolojide "seyirci tepkisi", halk arasında ise "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" diyoruz.

Kısacası, daha birçok sebepten dolayı hâlâ susuyoruz.

Şiddet sadece yumruğun indiği yere yara açmıyor; toplum olarak vicdanımızda derin yaralar açmaya devam ediyor.

Sessiz kalmanın psikolojisine değineceğim bu yazının sonunda, umarım okuyan herkesin aklında ve kalbinde bir iz bırakmayı başarabilirim.

Hiç sokaktan gelen bağırışlara, kavga eden eşlere "nasıl olsa biri müdahale eder" diyerek geçip gittiğiniz oldu mu?

İşte tam olarak "seyirci tepkisi" budur.

Bir olay ne kadar çok kişi tarafından görülürse, müdahale etme sorumluluğu o kadar çok kişiye dağılır ve sonuçta hiç kimse harekete geçmez.

Biz bunu yapmakla kalmıyor, üstüne Albert Bandura’nın da işaret ettiği ahlaki kopuş kavramının ülkemizdeki yansımaları olan şu cümlelerle devam ediyoruz; "aile içi mesele", "kadın da onu tahrik etti", "erkeğin şerefi", "sadece bir tokat", "terbiye ettim", "aldatana bu yapılır"... ve daha nicesi.

Bu söylemlerle şiddeti özel alana hapsediyor, mağduru suçluyor ve farklı kavramlarla şiddeti meşrulaştırmaya çalışıyoruz.

Şimdi belki birkaçımız, "Evet, bunu gördüm, farkına vardım; ama mağdur da susuyor" diye düşünüyordur.

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki insan, kendisine yapılan olumsuz davranışlar devam ettikçe ve bundan kurtulamadıkça, "Ne yaparsam yapayım, sonuç değişmeyecek" diyerek öğrenilmiş çaresizlik inancını benimsiyor.

Maalesef...

Türkiye’de şiddet mağdurlarının %68’i, "bir süre sonra direnmenin anlamsız olduğunu" düşünüyor.

Yani mağdurun sessizliği bir onay değil, yılların getirdiği bir çaresizliktir. Yani şiddet, her zaman tek başımıza "dur" diyebileceğimiz bir şey değildir.

Yani bir toplum olarak buna "dur" demek hepimizin sorumluluğudur.

Yani şiddetin her türlüsüne karşı hep birlikte hareket etmek zorundayız.